ÇOCUKSU HAYALLER

Bir zamanlar çocuktuk. Ve çocukça hayaller kurardık. Hayallerimizle insanlığın kurtarıcı rolünü oynardık. Oyunumuzla hepimiz kurtuluşu arıyorduk. Kurtuluş için adeta hepimiz iyilik meleği idik. Saf ve dürüst hayallerle gözde büyütülen kurtarıcı kahramanlar oluyorduk. Daha doğrusu; ulaşılmayana karşı ancak hayallerle ulaşabiliyorduk. Daha dürüst olmak gerekiyorsa, kurtarmak bizim için kurtarış vasiyeti olmaktaydı. Vasiyet iyilerle kötülerin savaşıydı. İyileri her daim galip, kötüleri her daim mağlup ettirirdik. Devletler kurar, devletler yıkardık. En sonunda büyüdük. Hayal etmenin üstünü kalın çizgilerle kapattık. Kapattığımızda kafa yapımızı süsleyen hayallerin yerine hafızamıza gerçekler girmişti. Girdiği anda da akıl bizi tehdit etmişti. Zaten aklı hiçbir zaman ciddiye almamıştık. Ve anladık ki çocukça saf duyguların içinde insanlık namına hayal olanın ancak azı gerçekler idi. Aklın hakikatlerle buluşma sonrası gerçeklerle doğan ciddiyet bizim vasıf iken, vasfımız eli boş dönen avcının hep mağlubiyetiydi. Nihayet en sonunda yorulduk, kalplerimiz yaralı olarak uslandı. Ve hayallerimiz günden güne zayıfladı. Niye yalan söyleyelim; hayaller birer birer öldü. Ne hayal kaldı, ne de hayallerin askerleri. Geç gelen ciddiyet bizi gerçeklerimize zincirlemişti. Zincirleme hoşumuza gitmese de gerçeklerimiz idi artık. Gerçekleri ciddi bir tahlile tabi tuttuk mu; hak ve adalet diye bir şey yoktu içinde. Karşımıza dikilen gerçekler, hayallerimizden farklı olarak beterin beteri gibi beynimizi kemiriyordu. Kemirilen ülkemin bağımsızlığı… Ülkemin bağımsızlığı zor durumda… Bağımsızlığını isteyen vatandaş da kalmadı. Bağımsızlık; hayatımizdan gittikçe uzaklaşmaktadır. Uzaklaşan bağımsızlıkla beraber dünya tek devlet olmaya doğru gitmektedir. Dünya devletini kuracak olanlar tek devlet için gerekli çalışmalara başladılar bile. Çünkü dünya tek dil olan İngilizceyi konuşmaya doğru gitmekte… Para birimi de her yerde sadece dolar olmakta... Müzik gibi diğer bütün zevkler de birleşti gibi. Giyim ise; zaten çoktan aynı olmuştu... Ne yazık ki tüm dünya artık Amerikalı... Çocuklar anne babalarından daha çok Amerikalı. Amerika’ya gidemeyen çocuklar anne ve babasına küfrediyor. Anne ve babalar küfür eden çocuklarla hep beraber Amerikalı olmaya doğru koşuyor. Çinlinin çocukları Amerika'da, Japon ve Hintlilerin çocukları Amerika’ya giden kervana katılmışlar. Arap Amerika’da, Japon ve Hintli Amerika’dadır. Ve tüm çocuklar Amerika uğruna milliyetsiz ve köksüz olmak istiyor. Davasız ve hedefsiz bir deli dövüşü yapılanlar... Deli dövüşü küreselleşme...  Küreselleşme ile milletler ortadan kaldırılmak istenmektedir. Açıkçası milletleri ortadan kaldırmak için küreselleşme adı altında afyon verilirken, beyinler de mumyalanmakta... Zekasına değil hilekar oluşuna isyan ettiğim süper güç kolaylıkla çocuklarımızı himayesine alabilmekte... Kafam bozuk bizim çocuklara çünkü artık suya ve havaya hasret çektiği gibi süper güce ihtiyaçları var. Bana kalırsa bizim çocukların yaşam hakkı acımasız süper gücün denetiminde daima sisli camın arkasında olacak... Kah bir kabusa dönüşecek, kah bir can çekişe. Bazen iç savaşlar, bazen dayanılmaz trajedi dolu ambargolu dönemler... Hep aynı faciayı aynı faciada da yaşayacaklar. Hep hizmet edecekler ama süper güç “yetmez” diyecek. Çivi çiviyi sökecek ve çocuklarımızın hayatı aynı faciada can çekişmeye devam edecekler. Ne kadar garip, çocuklar tüm kendi saadetlerini adım adım teslim etmektedirler. İnsanı kudurtan da bu oluyor zaten.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON YAZILAR